29 Ağustos 2014 Cuma

Fısıltıları Tılsımlı Yapan Zamanlar...




Hayatta bazen neyin nasıl olduğunu bilmeden yaşarız. 
Hislerimiz bize yön veren tılsımlı bir fısıltıdır böyle zamanlarda.. 
Bir kuş içimizden " Uç! " der, uçarız.. Bizi koruyan bir el omzumuzda biter ve o an olduğumuz yerde kalırız.. 
Ya da ne olduğunu anlayamadığımız bir güç bize "Dön!" der ve döneriz..
Tılsımlı fısıltı dedim ya, sorgulamaz hemen yaparız. 



Ben çoğu "Ne yapacağımı bilemediğim zamanlar"da 12 yaşımda öğrendiğim şeyi yapıyorum. Kendime o 4 tılsımlı soruyu soruyorum. 
Cevaplarını bulduğum yer, kendimle buluştuğum nokta oluyor.. 
Bu 4 soru "Ne yapacağımı bilemediğim zamanlar"ı "En iyi bildiğim şeyi yapacağım"a çeviriyor. "Hepsini nasıl yapabilirim?"i tartışıyor beynim ve kalbim.. En sonunda bir şekilde bir yerde anlaşıyorlar :) 

İşte hayatıma rehber olan bu 4 önemli soru:
Ne iş yapıyorsun?
Bu soru çok önemli. Çünkü hayatını anlamlandırıyor. Senin varlığına bir amaç atıyor ve sen boşu boşuna bu hayata gelmediğini hissediyorsun. "Bir işe yarıyorum" diyorsun. O işle kendini, dünyaya anlatıyorsun. 
Ve eğer gerçekten sevdiğin işi yapıyorsan ay başında yatırılan maaşlar sana birer bonus oluyor..


Kimi seviyorsun?
Bir keresinde büyük annem bana hayattaki en önemli kararın kiminle evlendiğin olduğunu söylemişti. 
En önemli mi bilmiyorum ama çok önemli. 
Kimi sevdiğin karşına ayna olarak, soruna cevap olarak, yoluna yoldaş olarak kimi seçtiğin çok şeyi belirleyecek. Sevdiğin insan, aşık olduğun insan, sınırlarını çizecek günü geldiğinde ve sen, kendinden başka birinin de senin sınırlarını çizmesine müsaade ediyor olacaksın. 



Ne yapmayı seviyorsun?
Bu soruyu her gün sormalı insan. Bu bir ağaçtan, bisiklete binmeye kadar gidebilir.
Yeter ki bu soruya kendin yanıt ver. 
Başkalarından kopya çekmemen gereken tek soru bu. En kendini bulduğun cevaplar buradan gelecektir.



Ve zamanını nasıl geçiriyorsun?
Sevdiklerinle, sevdiği işi yaparken tüm bunlardan arta kalan vakitte, kendini donatabiliyor olman önemli.. 
Bir hobi edinmek, farklı ülkelerden insanlarla tanışmak, öğrenmek, daha önce dinlemediğin şarkıları dinlemek ve daha bir çok şey olabilir bu. 
Her şeye vakit bulabildiğin zaman, zamanını verimli geçirebiliyorsun demektir. 
En sevdiğim sözlerden biri, "Boş adamın boş vakti yoktur" bu sorunun bendeki cevabını veriyor. 


"Bir gün" size de elinizden kaçıp giden balon gibi gelmiyor mu? O rengarenk şey, gökyüzünde kaybolup gidiyor, akşam oluyor hemen. 
Onu durduramayız elbet ama doldurabiliriz! 
Boşa gitmesine izin vermemeliyiz. 
Çünkü zamanını nasıl kullandığın, oluyor sana ömrünü nasıl geçirdiğin..

Siz de sorun bu 4 tılsımlı soruyu.. Cevaplarını buldukça; hayatınızdaki değişimi garanti edemem ama huzurunuzdaki değişimi garanti edebilirim. 

x,
g,



19 Nisan 2014 Cumartesi

Büyürken Ne Çok Küçüldük..

Biz küçükken çok büyüktük. Mesela kollarımızı bir açardık, dünyayı kucaklardık. 
Güzeldik biz küçükken.

Kaşlarımızı almayı bilmezdik, makyaj çok büyüklerin işiydi sevmezdik. Arkadaşlarımızla beraber bir gece uyuyabilirsek eğer velinimetti bizim için, lükstü, zenginlikti. 

Ailelerimiz en az beş kez arardı eve beş dakika geç kaldığımızda. Otobüsteyim bile diyemezdik, otobüsle bir yere gidemezdik. Otobüs lükstü, zenginlikti. Koşa koşa eve varana dek nefes almazdık ve nerdesin sen sorusunu duymadan cevabı verirdik.

Biz bir gülerdik küçükken, kalbimiz kahkahalar atardı. Biz küçükken öğretmenimiz en yakın arkadaşımızla sıralarımızı ayırmasın diye, teneffüse kadar konuşmazdık. Not yazardık birbirlerimize. Biz diyorum küçükken bizdik böyle bayağı bir kalabalıktık. Yani biz diyebileceğim kadar çok. Biz küçükken bir büyüktük ki böyle kollarımızı açsak sığmazdı eni boyu.

Sonra mı? Büyüdük.

Kollarımızı açtığımızda bir kişiyi bile sığdıramayacak hale geldik. Küçülene kadar büyüdük, çok büyüdük yani. Biz olamadık bir daha. Sen, ben olduk. Büyüklük lüks değildi, zenginlik değildi. Koşa koşa büyüdük.

 Büyürken ne de çok küçüldük...

Nâzım Hikmet Ran









1 Nisan 2013 Pazartesi

Kalbiniz Aklınız Kadarsa, Büyük Zarardasınız...

"Kalbiniz aklınız kadarsa, büyük zarardasınız..." bu yazıyı yazmama neden olan cümle ...

Sahiden de aklımız kalbimizle eşdeğer büyüklükteyse daha bi zarardaydık.

Şöyle de bir şey var ; kimine göre kalp akıldan  büyük olmalı ki bu insanlara "Duygusal insanlar " diye nitelendiriyoruz, kimine göre de akıl kalpten büyük olmalı bunları da "Mantıksal insanlar" diye nitelendiriyoruz.

Yeterince niteliklerin niceliklerin içinde kaybolmamız yetmiyormuş gibi, bir de dahalara daha katarak kendimizi büyüyoruz sanıyoruz. Aslında sorunlarımızı büyütüyoruz farkında olmadan...

Hem her ne kadar büyürsek büyüyelim bazen aklımız kalbimizle aynı büyüklükte kalabiliyor. İşte tam da o noktada Araf'ta kalmışlığın verdiği hüzn-ü bunalım bizi buluyor.

Kurtulmanın yolu mu ? Çok basit. Bir tarafı seçmek !

Seçimler her zaman kötü şeyler gibi gözükse de , çoğu zaman bizleri belirsizlikten kurtarır.

Benim şu sıralar kalbim daha büyük aklımdan... Gittiğim yerler de yürüdüğüm yollar da can yakmıyor bu yüzden...

Kalbinizle aklınızın eşit kalmaması, seçimlerinizden memnun sonuçlar elde edebilmeniz ve hep hüzün kovan kuşu olmanız dileğiyle...


Not: Salih Tahir- www.humanvvay.com ,  ilham olan o güzel cümleyi bizimle paylaştığın için çok teşekkürler...
x,
g,









8 Şubat 2013 Cuma

Can Dostuma...

2013'e hoşgeldin yaptık ama bir türlü "hoş" gelemedi bize sanki . Hep çözülmesi gerekenlerle geldi.

2013'ün getirdiği herşeyde bir düğüm vardı. Örnekleyecek olursak ;

-Çok mutlu olduk arkasından bomba hüzünler getirdi.
-Çok doğum günü kutlamak istedik, şampanya misali biz patladık.
-Çok aşık olduk arkasından kocaman "Yaşanamaz!" kuralları getirdi.
-Çok güzel işler bulduk arkasından "Çalışılamaz" hale geldi.
-Çok güzel arkadaşlar bulduk arkasından "Birden fazla yüzü olan insanlar" oldular.
-Çok ballıydık birden senin tabirinle "Anzer bal"ına dönüştük, acı olduk ...
-Çok aynıydık, aynı andaydı "seni seviyorum"larımız ve aynı anda başka insanlara karşı sevgimiz hüsran oldu.
-Çok şey bulduk, ertesi gün gazetelerde basında benzerlerini bulduk, ordan anladık evrenin paralelindeyiz çok uzağında değiliz diye.
-Çok sevdiğimiz insanlar vardı, onlar çok sevdiklerini ansızın kaybettiler, hepberaber oturduk üzüldük...
-Çok sevidiğimiz ailemiz bile bu yıl " Büyüdünüz, bizimlesiniz ama yalnızsınız da !" dediler,beraber büyüdük yalnızdık ama hep beraberdik, yine beraber yalnız kaldık...

Evet belki de sorun buydu. Ya da sorun gibi gözüken şey.. Çok büyümüştük. Büyümeyi isteyerek çocukluk yaptığımızı farketmemiş, sürekli koşarr adım büyümüşüz..

Tüm bunlara rağmen büyümeyen yanlarımız da olmuş. Biz ısrarla hala masalımızdaki  Pollianna'ya taş çıkartırcasına en mutsuz anlarımızda bile kahkahalardan katılıp sixpack bile yapmışız midemize :)

Unutmadığımız bir söz var aklımızın bi köşesinde asılı kalmış hep. Diyor ki askıdaki söz ; " Her problem kendi içinde bir fırsat saklar. Ve problem fırsatın yanında küçük kalır... "

Ve tam da şuan öyle bir andayız ki...
"Where are my opportunities ??! " diye soruyoruz. Where, where, where.... ?!

Güzel şeyler de oldu meselaa.. Hiç olmadı değil.
Ama bir hesap sayfasında eksiler artılardan çok ise sonuç negatif oluyor işte. O negatifliğe takıldık biz bu sıralar...

Ve ben yine her zaman çocukluğumdan beri kendime söylediğimi, şimdi bize söylüyorum CAN DOSTUM !
"Kötü diye birşey yoktur. Biraz daha farklı iyi var ! ... Kötü bir dönemde değiliz, sadece daha farklı bir iyideyiz, o kadar.. " Evrende paralellerdeyiz, aynı düzleme geçmemiz de çok uzak değil..

Bu yüzden hiç kesmiyoruz parlamamızı.. Parlaklığımızı koruyoruz bunca sise rağmen. yol göstericimiz ki o bizim.

Ve her zaman her anımızda söylediğimiz gibi, herşeye rağmen iyiki varmışız biz ve iyi ki birlikteymişiz ki...

P.s.:  Hey Myrcellaa ! Don't forget , never ! You're my "Sunshine" and the world are turning to us !!




28 Ocak 2013 Pazartesi

Mümkün Müdür Acaba ?


Küçük kuzenimle geçen bir hafta, beni cüssemden usandırdı ve şunu o kadar iyi anladım ki ; 'Kesinlikle bu kadar büyük olmak istemiyorum ! ' ... Dünyadaki insanların benden,mantıklı, akıllı, uslu şeyler beklemesi, beni kendi gözümde o kadar sıkıcı yaptı ki ben onun gibi üç yaşında olmak istiyorum.


Bir masanın etrafında toplaştığımızda gerek memleket meselelerinden gerek ilişkilerden ,şarap içip hayattan,insanlardan konusmak iyi güzel de bizim masadan başka masalara gitmek, konuştuklarını dinlemek istiyorum.. O insanlara da sarılmak ,anlamaya calışmak ve onlarla gülmek istiyorum. Bizim masayı zaten tanıyorum ki sıkıcı gelmişse hele niye zımbalanayım oraya...Masadaki peceteyi kibarca kucağıma serip düşürmeden oturmaktansa o peceteyle arkamdaki amcalara cee eeee yapmak daha eğlenceli geliyor. Ellerimle gözlerimi kapattıgımda sizi görmedigime hatta bu dünyada degilmişim gibi hissettigimde ,size de görünmez oldugum bir dünyada olmak istiyorum...Koltuklara oturmak degil üzerlerinde zıplamak istiyorum !


Tek işim gücüm ; sabah gözümü acar acmaz "kesfetmem gereken koskoca bir dünya" olmalı.. Her yere istedigimi cizebilip,diledigim yerde sarkı söyleyip,sokaktaki bisiklete binip, indirmek istediklerinde kacabilirim =) Dünya benim ! Kaldırımlarda koşarken aniden durdugumda kimse "ne yapıyor bu deli?" edasıyla beni izlemez. Kafelerde sıkılabilir,sevmedigim insanlara cevap vermeyebilir, istemediklerimin yüzüne bile bakmayabilirim... Konusmak istemiyorsam omzumu silkerim ve buna ragmen sevimli gözükebilirim =) ağzımdaki yemeği beğenmiyorsam rahatca tükürebilirim ve bu sayede kibarlık yüzünden midem hiç ağrımaz... birisi üzüldügünde "bir sey mi oldu ? " demek yerine "birşey ne oldu ? " diyerek onu anlamaya calışırım ve neden güldügünü anlamasam bile ben de ona gülümserim..


Ne zaman bir kuş görsem etrafında bir sylvester arar kedi gördügümde "bir kedi gördüm sanki "diyerek güşümser,nerede kurabiye görsem kurabiye canavarı taklidi yapar,her şapkanın içine tavsan var mı diye bakar, Pinokyonun başına gelenleri duyunca "Allah korusun ya basıma gelirse" korkusuyla mümkün bulabilir,kafamı attıranlara "kaka" diyebilir,sayfalardaki cicek resimlerini kimsenin koklamayacagı bir hevesle koklayabilirim.. İçi boş kahve fincanlarımı insanlara ikram eder ,olmayan kahveyi ictiklerinde bana teşekkür etmelerinin mutluluguyla gülümseyebilirim :) midemi şimdiki gibi doldurmak yerine daha az yerim.bir üzüm yer, kabugunu burnuma sokmaya calışırken üzümün içini şaraplaştırırm ağzımda.


Bir anda güler bir anda aglarım. Aglamam hiç utandırmaz hatta sokagın ortasında insanların arasında agladım diye elime bir psikolog numarası tutusturan da olmaz.


Ağzından komik sesler cıkan ve garip yüz ifadelerine her zaman cok güler, yanımda arkamda yürüyen amcalar teyzelerin oynayan kaşlarında cizgi film karakterlerini görür heyecanlanırım =)


Birşey istemiyorsam "yapma!" derim istemedigim seyleri istermiş gibi yapmam.her gün aynı saatte aynı seyi yapar , dünyanın her yerinde her istedigimde gidebilcegimi bilmeme ragmen rutinimi pek bozmak istemem. Alternatif bir hayat olasılıgını aklımın ucundan bile gecirmem...
tek derdim kolu cıkan bebeklerim, ocakta yanan hayali yemegim ve kahvemi begenmeyen hayali komsularım olur=)


Geceleri hafif yemegimi yada meyve püremi yer, tv de cizgi karakterlerin renkli dünyalarına bakarak huzur içinde uyurum..uykum hiç kacmaz ve kafamı hiçbirsey kurcalayamaz.. kurcalayan sadece ben olabilirim herseyi =)


En sevdigim sey annem babam ve hayallerim olur. ve son olarak derim ki ; HAYAT  budur !

x,
g,

3 Eylül 2012 Pazartesi

ve Tanrı Beni Yarattı...

Tanrı bir yandan yaratıp bir yandan muzur bir keyifle mırıldanmaya başladı ;

Belki iyi belki kötü bu sefer ki.. Bunu yanıma geri geldiğinde anlayacağım küçük hanım.. Şimdi Dünya'ya inmeden önceki son hazırlıkların vakti...

Dünyayı izleyeceğin gözlerin iri olsun; görmediği yerlerle karşılaşsın; kamaşsın!! Güzel anların fotoğrafları biriksin, unutulmaz olsun. Kötülükleri görmekle kalmasın düzeltmeye çalışsın, yine de kendini çok yormasın - arada bir gerçek kötüler de yaratmış bulunuyorum..- Gözleri gözlerle buluşsun, gezsin, görsün, öğrensin! Kaydettikleri kaybettikleri olmasın...

Arada bir aklı karışsın, bildikleri şaşsın.. Öyle ya; gizemi de kalsın birşeylerin. Aklı açık olsun başka akıllarla buluşmak üzere ve bi yandan da aklında bulundursun; "herşey akıldan ibaret degildir." diye..

Ruhu, hisleri ve duyguları dalgalansın.. Bulutlar gibi birbirine dokunsun, gökyüzünden silkelensin dünyaya.. İçinden neler düşerse düşsün, o yeter ki; hepsinin farkında olsun.. Kıymetlidir hissettikleri... aklı onu susturmasın, çok konuşup kandırmasın. En güvenilir kaynaktır o, içine yerleştirdiğim sesler.. O sesi hep duysun; hiç susmasın... Bir bakıma Gülşah'a mukayyet olsun :)

Elbetteki sinirlensin ama tepkisini kendisine en yakışacak şekilde belli etsin. Kalp kırmasın,eğer kırarsa en azından farkında olsun birseyler yapmaya çalışsın. İnsanlara güvensin, tüm çabalarına rağmen güvenemiyorsa yanlarından koşarak uzaklaşsın :) Biraz tatlı biraz huysuz olsun ama asaletini hep korusun.. Saygı da sevgi de hep yerinde olsun.

Dostları hep yanında dost kalsın. Dostlarıyla Tek olsun, onlar olmazsa azalsın. Düşünce dolu, inanç dolu, tolerans dolu, müzik dolu, kahkaha dolu sofralarında dostlarıyla buluşsun kadehleri.. İçinde hep şu his olsun: "Her şey gitse, hepsi bitse, onlar var."

Bedeni hayallerinin katili olmasın, hep sağlık olsun ve koşarak yakalasın nefes nefese atan sevgi dolu kalbiyle konuşsun durmadan. Omurgası dik,kasları güçlü kısacası yaşından genç, maşallahı olsun :)

Kaderle savaşsın ama alınyazısını da unutmasın. İnatçı olsun, güçlü olsun ama bir yanı sürekli merhamet dolsun! Sevgiyle baksın hep ama yeri geldi mi ayna gibi olsun karşısındakilere karşı; kaşlarını çatmaktan korkmasın...

Ben büyük bir aşk ile yapıyorum ve büyük bir aşkla seni bekleyen bir aileye gönderiyorum seni... Bu yüzden aşksız hiçbirşey olsun istemesin; uğraştığı herşeyde aşk olsun! Yaratılışının ardından "kendi değerini bilmeyenlerin değersiz olduğu bir dünya"ya koyacağım seni.. Ve bu yüzden en önemlisi "Kendi degerini bilsin..!".

Ve Tanrı BEN'i yarattı...

x,

g,


2011 Nisan, Mezuniyet hazırlıkları...